İLK İKTİSATÇI OLARAK İBN HALDUN
ÖZET
Carl Sagan’ın deyimiyle: “Kitaplar tohum gibidirler. Yüzyıllarca bir yerde uyuya kalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlarlar.”İbn Haldun’un Mukaddime’sinde ki çiçeklerden sadece bir demetine, iktisadi görüşlerine, yer vereceğiz.
Anahtar Kelimeler:İbn Haldun,işbölümü,devlet,üretim,bölüşüm,girişimci
JEL Kodu: B11
“Geçmişler geleceğe,suyun suya
benzemesinden daha çok benzer”
İbn Haldun
Bu çalışmamızda İbn Haldun’un iktisadi görüşlerini irdeleyeceğiz.Amacımız 14yy. yaşayan bu dehanın ilk iktisatçı olarak sunulup sunulamayacağı konusunun cevabını bulmaktır.İktisadın kurucularının İbn Haldun’dan hemen hemen dört asır sonra yaşamaları ödevin konusunun ilgi çekici hale gelmesini sağlamaktadır.İbn Haldun’un kurduğu iddia edilen bilim dallarının kabarık sayıda olması, bu dehanın bizde iktisadi düşüncelerini inceleme isteğine yol açmıştır.İbn Haldun belki de bugüne kadar tarihin bizden gizlediği farklı bir gerçekliktir.Bu gerçeklikle yüzleşip kendisini laik olduğu konuma ulaştırmak, iktisat tarihi açısından da yeni bir farklılığa bizi ulaştırabilir.
Çalışmamız literatür derlemesi olup İbn Haldun’un iktisadi fikirlerini objektif bir şekilde sunmaya daha doğrusu okuyucunun çalışmayı hazırlayandan bağımsız bir şekilde fikir elde edilmesine yöneliktir. Bundan dolayı Mukaddime’deki iktisadi görüşler ve bu konuyla ilgili değişik araştırmaların bir sonucu olarak bu çalışmayı gerçekleştirdik.Temennimiz İbn Haldun’un ilk iktisatçı olması konusunun sizlerin de ilgisini çekmesidir.
Çalışmamız yedi bölümden oluşmaktadır.
İkinci bölüm de İbn Haldun’un kısa hayat hikayesi bulunmaktadır.
Üçüncü bölümde İbn Haldun’un iktisadi görüşlerinden önce iktisadi hayatın insan ve toplumlar üzerindeki etkisini incelemeye çalışmakta, İbn Haldun’la ilgili temel tespitleri sunmaktayız.
Dördüncü bölüm iktisadi görüşlerine ayrılmış, üretim konusunu; insan üretimi,işbölümü ve uluslararası işbölümü çerçevesinde incelemekteyiz.Devamında değer,para ve fiyat konularıyla ilgili İbn Haldun’un ilgi uyandıracak görüşlerine yer vermekteyiz.Konunun sonunda da bölüşüm kuramı çerçevesinde ücret, kar ve vergi bahislerini ele almaktayız.
Beşinci bölümde devlet ve iktisadi hayat faslı; kamu harcamaları,devletin görevleri ve vergi konularıyla ele alınmakta bu önemli konu bizi farklı açılımlara yönlendirmektedir.
Altıncı bölümde ise günümüz ekonomisiyle yakından ilişkisi olan iktisadi kalkınmaya yer verip kalkınmanın temel dinamikleri,girişimcilik , kişisel ve psikolojik faktörlerin kalkınmaya olan etkilerine göz atmaktayız.
Son bölümde ise İbn Haldun’da metod konusu incelenmekte, yaptığı açıklamalarında izlediği yöntem sunulmaktadır.
2) İBN HALDUN’UN HAYATI
İbn Haldun 1332 yılında Tunus’ta doğdu. Bir çok devlet ve bilim adamını yetiştirmiş bir ailenin çocuğuydu.Babası o bölgenin önemli bilim adamlarındandı.Eğitimine küçük yaşlarda başlayan İbn Haldun ilk önce Kuranı ezberleyerek 17 yaşında ilk çalışmasını hukuk üzerine yaptı.Yirmi yaşına gelinceye dek bir çok alimden matematik, edebiyat, mantık, tefsir,hadis ve gramer dersleri aldı.Bu dönemden sonra ise kendisini zor günler bekleyecektir.Babasını kaybeden sonra devlet idareciliğine geçen İbn Haldun siyasi istikrarsızlıklar sonucu değişik ülkelerde ikamet etti.Fas, İspanya değişik İslam ülkelerinde farklı idarecilik görevlerinde bulundu.Bu arada kendi ailesini de kaybeden İbn Haldun bir kenara çekilerek en ünlü eserini Mukaddime’yi kaleme aldı. Diğer eserleri fazla bilinmemekle birlikte ona şöhreti kazandıran Mukaddime’si olmuştur. El-iber adlı yedi ciltlik tarih kitabının girişi ve birinci kısmı mahiyetinde olan Mukaddime’de tarihi sosyal olayları inceleyerek değişik metotlar ortaya koydu.1406 yılında da Kahire’de öldü.(Husrı 2001:72-93)
3) İKTİSADİ FAALİYETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
3.1) İktisadi faaliyetin insan hayatındaki yeri
İbn Haldun’a göre insan, hayatını sürdürebilmesi için zorunlu olarak gıda maddelerine ve diğer temel ihtiyaç maddelerine muhtaç olduğunu ifade eder. İktisadi faaliyetlerde bulunmayı insani diğer hayvanlardan ayıran bir özellik olarak değerlendirir. Hayvanlar ihtiyaçları olan şeyleri,bir üretim faaliyetinde bulunmalarına gerek olmaksızın çevrelerinde hazır buldukları halde,insanlar için durumun farklı olduğunu ihtiyaçlarını karşıya bilmesi için bir üretim sürecinden geçirmek zorunda olduklarını (Kozak 1984:34)
ifade eder.
“İnsan kendine mahsus olan birtakım hususiyetlerle bütün hayvanlardan onunla ayrılmaktadır.Bütün hayvanlardan ayrıldığı ve bütün mahluklar arasında onunla şeref kazandığı fikir ve düşüncenin mahsülü olan ilimler ve sanayidir.”(Haldun 2004 2.C:97)
Şu halde,İbn Haldun’a göre ihtiyaçların karşılamak için birşeyler üretmek,iktisadi faaliyette bulunmak insanların vazgeçemeyeceği en temel ,zorunlu ve tabii bir faaliyettir.İnsan iktisadi faaliyetten ayrı düşünülemez.( Boulakia 1971:1106)
İktisadi faaliyetlere böyle temel bir yer vermesinin yanında,ibn haldun daha da ileri giderek,iktisadi faaliyette bulunmanın Allah’ın bir emri , dini bir görev olduğuna(Haldun 2.C:320-321) işaret etmektedir.
Bu görüşleri, kendinden önceki,çağındaki ve daha sonra kısmen Fizyokratlar ve Klasiklere kadar devam eden geleneğe uygun bir şekilde, din’le iktisat’ı iç içe aldığı görülmektedir.(Kozak 1984:35)
3.2) İktisadi faaliyetin insan ve toplumlar üzerindeki etkisi
İbn Haldun’un insanlık tarihinin gelişiminde, sosyal yapıyı oluşturmada, iktisadi strüktürü, iktisadi faliyetlere çok önemli bir yer verdiği görülmektedir. Ona göre, insanların ve toplumların içinde bulundukların hallerin farklılığı ve çeşitliği, onların geçim tarzlarının ve uğraştıkları iktisadi faliyet çeşitlerinin değişik olmasından ileri gelir. ( Haldun 1.C:302 ) yani farklı üretim tarzlarının ve ekonomik ilişkilerinin değişik sosyal yapılar oluşturduğunu ve etkileşim sonucu insan kişiliklerinin de nasibini alarak bu iktisadi faaliyetler sonucu şekillendiğini de ortaya koyar.(Kozak 1984: 209)
Kozak bu ifadeleri şöyle yorumlamakta;
“Beklide , İbn Haldun üzerinde ençok tartışma ve spekülasyon yapılan aynı zamanda en orjinal özellik taşıyan görüşleri yukarıda ki tesbitleridir. Bu fikirler bugünde sosyal bilimlerde bütün canlılığıyla gündemde bulunmakta ve tartışılmaktadır. İktisadi yapının sosyal hadiseler üzerinde ki etkilerinin bu deerece etkili önemli olduğunu, onun kadar işleyen ve açık seçik ortaya koyan, Eflatun’u istisna olarak sayarsak, bir düşünürün varlığını bilmiyoruz”. ( Kozak 1984:38 )
Bu konuda her ne kadar düşünceleri materyalist üst yapı-alt yapı ilişkisini hatırlatsa da İbn Haldun üst yapı-alt yapı ilişkilerini karşılıklı alarak her iki yapının birbirini etkilediğini ve şekillendirdiğini ifade eder ki kendisinin İslami gelenekte yer alması materyalist bir çizginin dışında olduğunu (Kozak 1984:210) bize gösterir.
4) İKTİSADİ GÖRÜŞLERİ
İktisadi görüşlerini üretim konusuyla ele almaya çalışacağız.Üretim konusunda yaptığı değerlendirmeler ve işbölümü ilkesi dikkat çekmektedir.
4.1) ÜRETİM
4.1.1) İnsan Üretimi
İbn Haldun’a göre insanın dünyada ki görevi üretim yapmaktır.
“Allah insanı yaratmış, gıdasız yaşaması ve hayatını devam ettirmesi mümkün olmayacak sürede ve biçime koymuş, fıtratı ile gıdasını aramaya ve kendisine tevdi edilen kudret ile bunu elde etmeyi ona belletmiştir.”(Haldun 2004 1.C:213)
İbn Haldun’a göre üretimin ana kaynağı insan emeğidir. Mal ve sermaye insan emeğinin değerinden başka bir şey değildir. O’na göre üretilen her değer tabiatla insan emeğinden ibarettir. Hayvancılık, tarım ve madencilik gibi iç içe bulunan dallarda da insan emeğini göz ardı etmemeliyiz.( Boulakia D.J 1971:1106,Özel 2006)
“Kazancın yegane sebebi emektir”(Haldun 2004 C.1:380)
4.1.2) Sosyal (İşbölümü) Üretim
İbn Haldun üretimde emeğe önemli bir yer vermesine rağmen, üretimin tek başına sosyal örgütlenme yada “işbölümü” çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Herhangi bir mal ve hizmetin ihtisaslaşma sonucu üretilmesi zamandan tasarruf edilmesine ve kaliteli üretim yapılmasını sağlar. Bu birleşik emek üretimi kişisel üretime nazaran artı değer, ihtiyaç fazlasının belirmesine yol açar ki bu fazla medeni hayatın kaynağını, şehirlerin gelişmesini sağlar. (Özel 2006)
“İnsanlardan bir kişinin kudreti muhtaç olduğu gıdayı tek başına elde etmeye kafi gelmez. Bu gıdanın asgari kısmını bile tam olarak temin edemez. O halde, hemcinsinden olan bir çok kişilere ait kudretler bir araya toplanmalıdır ki hem kendisinin hem de onların rızık ve maişetleri temin edilmiş olsun. Yardımlaşma suretiyle, istihsale iştirak edenlerin kat kat fazlasının ihtiyacını karşılayacak kafi miktarda mal veya rızık hasıl olur” (Haldun 1.C:213)
4.1.3) Uluslararası İşbölümü
İbn Haldun’da işbölümünün, uluslararası iş bölümünün kapısını açtığını görmekteyiz. İşbölümü sayesinde her şehir kendine has bir mal ve hizmette ihtisaslaşır ve düşük maliyetli kaliteli üretime geçer. Bunun sayesinde diğer şehirlere üstünlük sağlayanlar, taşıma giderleri ve diğer maliyetleri göz önünde bulundurarak, başka şehirlerde ticarete girişirler ki bunun sayesinde ülkenin refah ve zenginliği artar. Uluslar arası işbölümünde yurttaşların becerileri temel faktördür.(Özel 2006,Oweiss 2003)
Ekonomik gelişmenin temeli şehrin fikri ve tecrübevi altyapısıdır. Üretimin ana kaynağı üretken emektir. İnsan emeğinin etkinliği ekonomik gelişmenin sonucudur. (Özel 2006)
İnsan emeğinin etkinliği, Adam Smith tarafından da benzer şekillerde ifade edilmiştir. Daha doğrusu Adam Smith’e göre bir ülkenin zenginliği, o ülkede ki emeğin üretkenlik derecesi çarpı üretken emek miktarına eşittir.(Özel 2006) Buna benzer fikirlerin 400 yıl önce İbn Haldun tarafından da ifade edilmesi ilgi çekicidir.
4.2) DEĞER, PARA VE FİYAT
Üretim konusundan sonra İbn Haldun’da değer ,para ve fiyat kuramlarını inceleyeceğiz.
4.2.1) Değer
İbn Haldun malın değerinin emek miktarına eşit olduğunu söyler. Kazanç emeğin değerinden ibarettir. Elde edilen değerin para ve ya diğer madenlerden değil sadece emek değerinden teşkil ettiğini ifade eder.Daha doğrusu emeğin değerinin onda olan içkin emeğe bağlı olduğunu gözlemler.( Boulakia J.D.1971:1109)
4.2.2) Para
İbn Haldun’un para olarak, daha doğrusu değer ölçüsü olarak gümüş ve altını görmüştür. Herkes tarafından kabul görecek ve bu iki madenini değerlerinin sabit kalması ve onları basacak kurumun da siyasi ve ekonomik dalgalanmalardan etkilenmemesi(Özel 2006, Boulakia J.D.1971:1110-1111) fikrini savunması günümüz anlayışıyla büyük benzerlik göstermektedir.
Bununla kalmayıp tek dünya parası gibi değişik ve bugünün sorunlarını çözecek bir yaklaşımı öne sürmesi kendisine ait bir başka farklılıktır. Sermaye ve servetin ölçüsü paradır ve paranın değeri değişmemelidir.(Özel 2006)
4.2.3) Fiyat
İbn Haldun fiyat konusunu arz talep kanunu çerçevesinde açıklar. Malların fiyatları arz ve taleple belirlenir tek istisna altın ve gümüştür. Onlarda para ölçütleridir. Bütün diğer mal ve hizmetler piyasada ki fiyat dalgalanmaları sonucu belirlenir. Talebin artmasına bağlı olarak fiyatların yükseldiğini, azalması ise fiyatların düşmesine yol açar. (Özel 2006, Boulakia 1971:1111) O bununla kalmayıp arz ve talebi etkileyen sosyal unsurları da irdeleyerek konuyu dinamik bir çerçevede tartışır. Fiyatları etkileyen unsurlar arasında ülkenin zenginlik ve bölgenin refah düzeyi, nüfusu, devletin piyasada bulunup bulunmaması gibi değişik faktörleri belirtir (Oweiss 2003)
4.3)BÖLÜŞÜM
Bölüşüm kuramında ki tespitlerin modern iktisat teorisine olan yakınlığı dikkat çekmekte ve bu konuyla ilgili değişik yaklaşımlarını irdeleyeceğiz.
Malın fiyatı ücret, kâr ve vergiden oluşur. Bu unsurların fiyatı arz ve talebe göre belirlenir.(Boulakia 1971:1111)
4.3.1) ÜCRET
İbn Haldun ücretlerin arz ve talep kanununa tabii olduğunu, talepteki artışın emeğin
değerini yükselttiğini, talepteki azalışın ise ücretleri düşüreceğini belirtir.( Boulakia 1971:1111)Ücretlerin artmasındaki sebepleri şu şekilde sıralar
“Sanatlar ve hizmetler gelişmiş şehirlerde pahalı olur. Bunun üç sebebi vardır.
1.Umranın ileri bir durumda bulunması sebebiyle refah seviyesi yüksek olan şehirlerde ihtiyaçların artması
2.Şehirde,gıda maddelerin çok oluşu yüzünden geçimi sağlamak kolay olduğu için emek sahiplerinin ifa ettikleri hizmetler ve başkalarının işinde çalışma hususunda kendilerini naza çekmeleri
3.Refah içinde yaşayanların çok olması ve bunların başkalarını istihdam etmeye ve sanatkarları işlerinde çalıştırmaya ziyadesiyle ihtiyaç duymaları ve bu yüzden hizmetlerine talip oldukları kişilere,emeklerinin kıymetinden daha fazlasını ödemeleri.
Zira bu hizmetleri kendilerine tahsisi etmek için zenginler birbiriyle rekabete girer ve yarışırlar.İşte bu yüzden hizmet sahipleri,sanatkarlar ve zanaat ehli kendilerini naza çeker ve bu da emeklerinin fiyatlarını yükseltir.”(Haldun 2.C:948)
4.3.2) KAR
İbn Haldun kâr ile ilgili görüşleri ticaret konusunda yaptığı değerlendirmelerde görülür. Ticaret konusunda belli endişelere sahiptir. Tüccarların ahlaki prensiplerin dışına çıkabileceğinden korkar. Daha doğrusu tüccarın kâr elde etme gayesiyle hileye başvurabileceğini ifade eder. Fakat ahlaki değerlere uygun ticareti meşru görür. Tüccarların bir takım riskler alarak kâr elde etmelerini onaylar. Ona göre meşru görmediği ticarette malların düşük fiyatta satın alınıp stoklanmasını ve yüksek fiyatla satılması ve fiyatların yükseldiği zaman malların piyasaya sürülmesi ile sonucu kâr ortaya çıkar. Fakat bunun tasvip etmez. Ahlaki değerlerin yıpranması ve ülke refahına tehdit oluşturması bu kârı meşru görmemesine neden olur.(Özel 2006:,Oweiss 2001)
4.3.3) VERGİ
Fiyatın belirlenmesinde önemli rol oynar. Vergilerin yüksek olduğu şehirlerde malların maliyetini arttırması fiyatların yükselmesine neden olur. ( Boulakia 1971:1112)
İbn Haldun’a göre ücretler, kâr ve vergilerin dengede olması gerekir. Aksi takdirde ücretler fazla düşük olursa ekonomi depresyona girer. Talep azlığı oluşur. Fazla yüksek olursa enflasyon ortaya çıkar. Kârın çok düşük olması girişimcilerin sermayelerini yenilememe ve arttırmama gibi problemlerle karşı karşıya kalmaları, kârın yüksek olması ise enflasyonun girişimcilere zorluk oluşturmasına sebep olur. Vergilerin düşük olması ise devlet hizmetlerinin sekteye uğramasına, yüksek olursa da girişimcilerin yatırımda bulunmasını engeller.(Özel 2006)
5) DEVLET VE İKTİSADİ HAYAT
Devlet ve iktisadi hayat konuları her zaman ilgi çeken konular olmuştur.Devletin görevleri nelerdir, devlet piyasaya müdahale etmeli mi etmemeli mi gibi fikirler hep varolmuştur.Şimdide bu konuyu İbn Haldun gözlüğüyle bakmaya çalışalım.
5.1)DEVLETİN İKTİSADİ HAYATTAKİ FONKSİYONU
İbn Haldun’a göre devlet (yaptığı harcamalar asker ve diğer devlet görevlilerine dağıttı maaşlar yoluyla) toplumdaki en büyük harcama gücünü oluşturur. Bu yüzden iktisadi hayatın ve üretimin gelişmesinde devlet harcamaları teşvik edici ve yönlendirici bir unsur olarak hayati bir yer işgal eder. (Haldun 2004 C.2: 74,75)
Devlet harcamaları ekonomide bukadar önemli bir yer tuttuğundan herhangibir şekilde devletin gelirlerinde bir azalma olur ve devlet harcamaları kısılırsa; bu durum sadece devleti ve devletten maaş alanların güç durumda bırakmaz belkide devletten ve devlet memurlarından daha çok tüm ekonomi, üreticiler durumunda etkilenir. Devletin ve devletten maaş alanların harcamaları piyasadaki talebin önemli bir kısmını oluşturduğundan, onlardan gelecek olan bir daralma toplam talebi hemen etkileyecek ve piyasada durgunluk baş gösterecektir. bu durum sürerse alışveriş azalır, üretim yavaşlar ve geriler; bunların sonucu devlet gelirleri dahada düşer. ( Haldun 2004 C.2:.289,291, Boulakia, 1971:1115,1116 )
İbn Haldun devlet harcamalarının iktisadi hayatı canlandırmasını, akar suların etraflarına hayat vermelerine benzetir. Nasıl ki sudan uzaklaştıkça bitkisel hayatta sönükleşirse, devlet merkezinden uzakta bulunan ve devlet harcamalarının teşvik ve desteğinden mahrum kalan iktisadi faaliyetlerde durgunlaşmaya ve gerilemeye başlar. İbn Haldun’un görüşleri gelişmiş kapitalist ülkelerde devlet harcamalarındaki azalmalar sonucu toplam satın alma gücünde meydana gelen daralmalar sebebiyle içine düşülen ekonomik krizleri ve bu durumdan kurtulmak için alınan Keynezyen tedbirler hatırlatmaktadır.( Kozak 1984:161,162 ) Ancak son devirlerde geliştirilen bu görüşün İbn Haldun tarafından ileri sürülmesi son derece enteresanttır. ( Boulakia, 1971:1117 )
İbn Haldun paraların hazinede toplanması ve biriktirilmesine karşıdır. O bu durumun ekonomik faaliyetleri daraltacağı, üretimi azaltacağı ve sonunda tüm halkı ve devleti iktisadi bakımda zayıf düşüreceği kanaatindedir. Ona gere servet saklanarak değil harcanarak artar. Hazinedeki paraların halkın durumunu düzeltici sosyal harcamalarda kullanılması; üretim faaliyetlerini canlı tutacak ve teşvik edecek, yurdu imar edecek bir taleb ( harcama ) politikasıyla artacaktır. Bununla israfa kaçmamak kaydıyla sosyal, hayrı ve iktisadi harcamalarda cömert olmaları durumunda vergilerinde artacağı bu durumda toplam gelirin artacağını ifade etmektedir. ( Haldun C.2:126, Kozak 1984:162,163 )
5.2) DEVLETİN GÖREVLERİ
İbn Haldun’un genel İslami eğilime paralel olarak devletin görevlerini son derece geniş tuttuğu , sosyal devlet , anlayışına uygun bir şekilde her alanı devletin faaliyet gözetim ve denetim altına aldığı görünmektedir. Bu devlet tüm korunmaya muhtaç kesimlerin ,kendinin tüm halkın refah ve mutluluğunu sağlamakla görevli ve sorumlu sayan geleneksel devlettir. (Kozak 1984:166)
“Halka ihsan ve iyililerde bulunmak onları korumak hükümdarların varlık sebebidir. Onların geçim işleviyle ilgilenmek iktisadi durumlarını gözetmek ; devlet ve hükümdarlarını halkın kaynaşmasının temelini oluşturur.” (Mukaddime C.1:476)
İbn Haldun devleti görevleri arasında; miskinlerin iktisadi durumlarını düzeltmek hastaneler kurup oralara doktor , hasta bakıcı vs tayin etme yurdu imar etmek, halkı kötülükten alı koyup iyiliği emretmeye ve onların toplumun genel hedeflerine uygun hareket etmelerini sağlamak , yıkılma tehlikesi gösteren yapıların yıkılmasını önlemek , yiyecek ve içecek maddelerinin temiz ve sağlığa olup olmadıklarını denetlemek , ölçü ve tartıları denetlemek ve fahiş fiyat uygulamalarını önlemek gibi değişik görevleri devlete yüklemektedir. (Haldun 2004 C.1:.556-557,559-560,564,572-573-574-576).
5.3) DEVLET MÜDAHALESİ
İbn Haldun, devlete sosyal ve iktisadi anlamda geniş görev ve sorumluluklar yüklemesine rağmen , devletin bizzat iktisadi faaliyette bulunarak ticaret ve tarımla meşgul olmasına karşı çıkmaktadır. Ona göre devlet elindeki büyük maddi imkanları ve siyasal gücü kullanarak diğer tüccar ve çiftçilere karşı haksız rekabette bulunmuş olurlar. Bu rekabete dayanamayan tüccar ve çiftçiler iktisadi faaliyetten çekilmek zorunda kalabilirler. Bu haksız rekabet ; güç dengesizliği , ticaret ve çiftçilikle uğraşarak yurdu imar edenlerin haklarına bir tecavüz teşkil eder , halktaki çalışma , üretme şevkini kırar sonunda iktisadi hayat çıkmaza girer ve yıkıma doğru gider. (Toku 2002:119-120)
Devletin ticaretle uğraşması eşya fiyatlarının yükselmesine yol açar. Sonunda bu işten devlette zararlı çıkar. Çünkü halkın iktisadi faaliyetlerinin gerilemesi sebebiyle devletin uğradığı vergi kaybı , bizzat iktisadi faaliyetlerden bulunarak kazanacağı paradan daha fazla olacaktır. Diğer yandan iktisadi hayatın devlet tarafından yürütülmesi otoriter uygulamalara ferdi halk ve hürriyetler için bir tehlike oluşturur. Devlet ve idareciler çiftçilik yapmaya başlarlarsa siyasi güç kullanarak fiyatların serbestçe oluşmasını engelleyerek tespit ettikleri fiyatlardan mal almaya ve istedikleri fiyattan mal satmaya zorlarlar. Bunun sonucunda da iktisadi hayat altüst olur zulüm ve haksızlığa yol açar ve vergi gelirleri azalır. (Haldun 2004 C.1:63,67).
Kısaca İbn Haldun özel teşebbüssü esas almakta devletin ve devlet ileri gelenlerinin bizzat iktisadi faaliyet yapmalarına karşı çıkmaktadır. (Kozak 1984:68).
Ona göre devlet denetim ve düzenleme görevlerini yürütmekle yetinirse , bu durum hem halkın refahı hem de devlet gelirleri içi en uygun sonucu veriri. (Kozak 1984:168)
5.4) VERGİLER
Önemle belirtmek gerekir ki, A. Laffer tarafından açıklanan ve "Laffer Etkisi" olarak popülarite kazanan hipotez, ilk olarak 14. yüzyılda İbn Haldun tarafından açıklanmıştır.( Khan 2001)
Eserinde ki ifadeleri şu şekildedir.
"Toplumun (hanedanın) oluşumunun başlangıcında vergiler, küçük matrahlar karşılığında yüksek vergi hasılatı sağlar. Toplumun (hanedanın) genişlemesi ile birlikte, vergiler büyük matrahlara karşılık düşük vergi hasılatı sağlar." (Haldun 2004 C.1:230).
İbn Haldun, aynı eserin devamında şunları yazmaktadır:
"Vergi konuları üzerine düşük vergiler yüklendiğinde bu, yükümlülerin çalışma ve birşeyler yapma arzularını geliştirir. Düşük vergiler vergi yükümlülerini tatmin edeceği için, kültürel teşebbüs büyür ve artar. Öte yandan, kültürel teşebbüsün büyümesi ile birlikte, yükümlülere tarh edilen vergi matrahı genişler. Netice olarak, kişisel matrahların toplamı ile vergi geliri artmış olur." (Haldun 2004 C.1:231).
6) İKTİSADİ KALKINMA
Günümüz dünyasında çok tartışılan bir konu olması hasebiyle İbn Haldun’un 7 asır önce yaptığı değerlendirmeler hem bizim konumuz açısından önemli hem de bu konunun farklı açılımlara yol açacağı gerçeğini yansıtması da farklı bir önem içermektedir.
İbn Haldun iktisadi kalkınma konusunu değişik faktörler etrafında inceler. Ona göre iktisadi kalkınmayı etkileyebilecek faktörler:
Siyasi istikrar
Güven ortamı
İhtisaslaşma
Emeğe dayalı üretim
Ahlaki değerler
İktisadi kalkınma yukarıda ifade ettiğimiz temel dinamikleri içerir. Fakat bunlardan daha önemlisi söz konusu dinamikleri bilgi ve tecrübe ile aktif hale getirip girişimci anlayışın ortaya çıkmasıdır. Daha doğrusu müteşebbisin girişimde bulunması için her ne kadar siyasi istikrar ve güven ortamı gerekse de bu ortamı değerlendirecek müteşebbisinde gerekliliğidir. (Özkılıç 2006:04-05-06-07)
İbn Haldun bununla kalmayıp girişimciliği etkileyen eğitim, kişisel ve psikolojik faktörleri incelemiştir. Kişisel ve psikolojik unsuru kendine has terminolojisinde kullandığı “asabiyet” kavramıyla açıklar. Ona göre asabiyet duygusunu Allah’ın yeryüzünde halifesi olmanın kendisine güven duyma, başarma azmi hür insan tipini simgeleyecektir ve bu özellikteki insanların iktisadi faaliyette bulunma istekleri artacaktır. Kişisel ve psikolojik faktörleri etkileyen unsurlar olarak da aile içindeki terbiye ve yetiştirme şartları ile eğitim-öğretim tarzını görür. Baskıcı otoriter aile eğitimi yada baskı altında alınan eğitimin girişimcilik kabiliyetini etkilediğini kendine güvenmeye zayıf kişilikte çocukların yetiştirilmesine neden olduğu belirtir. Bunun da ülkenin kalkınmasında önemli engellerden biri olarak belirtir.(Kozak 2001:212, Özkılıç 2006:08-09)
7) İBN HALDUN’DA METOD
İbn Haldun iktisadi ve sosyal konuları takip ettiği yöntem- metod hakkında tespitleri şu şekilde açıklayabiliriz.
İbn Haldun bütünsel bir bakış izlemekte dini ve ahlaki değerleri merkeze almakta aynı şekilde aklın ve bilimin tüm imkanlarını kullanarak dengeli bir yaklaşım tarzı izlemekte.(Kozak 1984:220)
İbn Haldun metodunun en orijinal yönlerinden biride konuları tekçi bir sebep sonuç ilişkisinde değil de karşılıklı bir ilişki ve etkileşim içinde diyalektik bir açıdan alma ve bu yolla açıklama getirmesidir.(Kozak 2001:219-220) Mukaddime’den bazı örneklerle konuyu açıklamak gerekirse
“İnsanların içinde yaşadıkları fizik ve sosyal çevre, iktisadi faaliyetleri onların karakter ve mizaçlarını etkiler. Diğer yandan kişilerin psikolojik özellikleri sosyal ve iktisadi yapıya etki eder.”(Haldun 2004,C.1:?)
“İktisadi faaliyetlerin gelişip, zenginliğin artması toplumda adalet ve güvenliği sağlayacak güçlü bir devletle mümkün olabilir. Diğer yandan devletin güçlü olması da vergi gelirlerinin fazla olmasına buda iktisadi faaliyetlerin gelişmesine bağlıdır.”( Haldun 2004 C.1:?)
İbn Haldun’un metoduyla ilgili başka bir tespit de İslami görüşlerle olan uygunluğu ve paralelliğidir. O iktisadi ve sosyal olaylara dini temel olarak almakta ve açıklamaktadır. Bunu mükemmel bir uyum içinde yapması pozitivist düşünce yapısından uzaklaştırır. O pozitivist düşüncenin aksine sadece olayların sebeplerinde kalmaz, sebepleri sebeplerin sebebine bağlar.(Kozak 1984:221)
8)Sonuç
Sonuç olarak İbn Haldun iktisadi hayat ve iktisatla ilgili bir çok tespitte bulunmuştur.Kısaca özetlemek gerekirse insanların iktisadi faaliyetten ayrı olarak düşünülmesinin imkansız olduğunu diğer canlılardan üretimle farklılaştığını belirtir.İnsan ve toplumlar iktisadi hayattan etkilenir.O toplumun farklılığı iktisadi strüktüre bağlamaktadır.
Üretimde yaptığı değerlendirmelerde kilit nokta işbölümü olarak görülmektedir.İşbölümü sayesinde hem uluslararası işbölümüne hem de refah için gerekli olan artı değer ulaşılmaktadır.Değerin, emek miktarına eşit olduğunu,paranın; altın ve gümüş olan iki madenden ibaret olduğunu,.değerlerinin sabit kalması gerektiğini,ülkenin refahının parayla ölçülemeyeceğini ifade eder.Fiyatla ilgili yaptığı tespitlere gelince; fiyatların arz-talep kanununa tabi olduğunu ve de bu kanunu etkileyen unsurlar olarak da refah düzeyi nüfusu vs. saymaktadır.Bölüşüm konusunda ücret kar ve vergiyi ele almakta üç unsurun da arz-talep kanuna göre belirlendiğini bunlarda görülecek her hangi bir dengesizliğin iktisadi hayattı sekteye uğratacağına işaret eder.Devlet ve iktisadi hayatla ilgili ise devletin toplam talebin en önemli kısmını temsil ettiğini bundan dolayı yapacağı harcamaların önemine vurgu yapmıştır,devleti sosyal devlet olarak tanımlayarak bir çok görev yüklemiştir.Bunun dışında devletin ekonomik hayata müdahalesinin söz konusu olmayacağını eğer bu gerçekleşirse haksız rekabete yol açacağını işaret eder.vergiler konusunda devletin düşük vergilerle daha çok gelire ulaşabileceğini söylemektedir.İktisadi kalkınma bahsinde siyasi istikrar,güven ortamı,ihtisaslaşma,emeğe dayalı üretim ve ahlaki değerleri temel olarak almıştır.Bu temel varsayımların girişimcilikle ona göre önem kazanmaktadır.girişimciliği de kalkınmanın en temel dinamiği olarak gördüğü için psikolojik ve kişisel unsuru bu konunun içine katmaktadır.Son olarak incelediğimiz konu olan metodu,bütünsel,İslami geleneğe uygun,karşılıklı sebep sonuç ilişkisi çerçevesinde özetlemek mümkün.
İbn Haldun’un görüşlerinin 14 yüzyıla ait olması ve ifade ettiği görüşlerin iktisadi tarih ve düşünce açısından büyük önem taşımasına kanımızca neden olmaktadır.Adam Smith’ten önce işbölümüne,uluslar arası ticarete,emeğin etkinliğine,Karl Marx tan önce emek değer teorisine.Keynez’den önce devlet harcamalarına,Laffer’den önce vergi konusuna,parayla ilgili öne sürdüğü fikirlerin hala belki de günümüzün geçerli olacak önemli tespitlerine,arz ve talep kanununa,kar,ücret,fiyat konusunda yaptığı açıklamalara,iktisadi kalkınmayla ilgili tespitleri onun ilk iktisatçı olarak değerlendirilmesine yetecektir. İbn Haldun, bir çok bilim dalının kurucusu olmakla beraber iktisadi görüşlerinde ki orijinallik ve bir çok teorinin temelini atmış bir dehanın iktisadi düşünce tarihinde sahip olması gerektiği yer; bu bilim dalının kurucularından olarak sayılmasıdır.
Çalışmamız literatür değerlendirmesi olduğundan kanımızca belli başlı eksiklikleri içermektedir.Çalışma boyunca incelediğimiz İbn Haldun’un iktisadi görüşlerinin bazılarını konunun dışında bırakmış olabiliriz .Konuyu genişletip daha teferruatlı bir çalışma gerçekleşebilir.Literatür araştırması boyunca karşılaştığımız sorun İbn Haldun’la ilgili çalışmalarda objektiflik konusunun pek görülmediği konusudur.Bu dehayı kendi dogmaları çerçevesinde değerlendiren bir çok yazarla karşılaştık, belki de çalışmamızda bunun gölgesinde kalmış olabilir.İbn Haldun’u değerlendirirken kanımızca farklı ekoller birbirine karışmamalıdır.Farklı görüşlerin git gide büyük yara aldığı tek tip fikir,oluşum, değerlendirmelerin boy gösterdiği günümüz dünyasında, farklılıklarla yüzleşmenin dünyanın bulunduğu patikalarla ilgili önemli tespitlerde bulunulmasına yol açacaktır.İbn Haldun’un bugüne kadar bilinmemesinin ve dikkat çekmemesinin en önemli gerekçelerinden biri de onunla ilgili yapılan çalışmaların bu gibi sorunlar içermesidir.
Kısacası İbn Haldun’un yaptığı değerlendirmelerin düşünce tarihine ve iktisadın gelişme aşamalarına farklı bir perspektif verdiği belirgindir.Tarih her ne kadar bu gerçeği gizlese de o iktisadın kurucusu yada kurucularından biri olarak değerlendirilecektir.
KAYNAKÇA
Boulakia, Jaen David C. (1971) “İbn Khaldun: A Fourteenth-Century Economist”
Vol. 79, No.5, pp.1105-1118.
Haldun, İbn (2004), “Mukaddime 1-2.cilt” (İstanbul:Dergah Yayınları)
Kozak,İ.Erol (1984), “İbn Haldun’a Göre İnsan-Toplum-İktisat” (İstanbul:Pınar Yayınları)
Khan, Laeeq-ur-Rehman(2001) ,İbn Khaldun-Father Of Economics,
Online:http://www.geocities.com/ecovistainternational/articles2001/ibn_khaldun.htm,[Erişim: 18.05.2006]
Oweiss,İbrahim.M (2003)-“İbn Khaldun-Father Of Economics” Online: http://islamic-world.net/economics/father_of_economics.htm, [Erişim 25.05.2206]
Özel, Mustafa (2006), “İbn Haldun’un İktisadi Fikirlerinin Modern Ulusal/Küresel Ekonomi İçin Değer ve Uygunluğu” İSAM-İbn Haldun Uluslararası Sempozyumu Notları-Yayınlanmamış
Özkılıç,İbrahim (2006), “ İbn Haldun’da İktisadi Kalkınma Dinamikleri ve Girişimcilik”,Türk Dünyası Celalabad İşletme Fakültesi Sosyal Bilimler e-dergisi,Sayı:10, 01-14
Satı el-Husrı (2001) “İbn Haldun Üzerine Araştırmalar” (İstanbul:Dergah Yayınları)
Toku,Neşet (2002), “İlm-i Umran-İbn Haldun’da Toplum Bilimsel Düşünce”
(Ankara: Akçağ Yayınları )
Carl Sagan’ın deyimiyle: “Kitaplar tohum gibidirler. Yüzyıllarca bir yerde uyuya kalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlarlar.”İbn Haldun’un Mukaddime’sinde ki çiçeklerden sadece bir demetine, iktisadi görüşlerine, yer vereceğiz.
Anahtar Kelimeler:İbn Haldun,işbölümü,devlet,üretim,bölüşüm,girişimci
JEL Kodu: B11
“Geçmişler geleceğe,suyun suya
benzemesinden daha çok benzer”
İbn Haldun
Bu çalışmamızda İbn Haldun’un iktisadi görüşlerini irdeleyeceğiz.Amacımız 14yy. yaşayan bu dehanın ilk iktisatçı olarak sunulup sunulamayacağı konusunun cevabını bulmaktır.İktisadın kurucularının İbn Haldun’dan hemen hemen dört asır sonra yaşamaları ödevin konusunun ilgi çekici hale gelmesini sağlamaktadır.İbn Haldun’un kurduğu iddia edilen bilim dallarının kabarık sayıda olması, bu dehanın bizde iktisadi düşüncelerini inceleme isteğine yol açmıştır.İbn Haldun belki de bugüne kadar tarihin bizden gizlediği farklı bir gerçekliktir.Bu gerçeklikle yüzleşip kendisini laik olduğu konuma ulaştırmak, iktisat tarihi açısından da yeni bir farklılığa bizi ulaştırabilir.
Çalışmamız literatür derlemesi olup İbn Haldun’un iktisadi fikirlerini objektif bir şekilde sunmaya daha doğrusu okuyucunun çalışmayı hazırlayandan bağımsız bir şekilde fikir elde edilmesine yöneliktir. Bundan dolayı Mukaddime’deki iktisadi görüşler ve bu konuyla ilgili değişik araştırmaların bir sonucu olarak bu çalışmayı gerçekleştirdik.Temennimiz İbn Haldun’un ilk iktisatçı olması konusunun sizlerin de ilgisini çekmesidir.
Çalışmamız yedi bölümden oluşmaktadır.
İkinci bölüm de İbn Haldun’un kısa hayat hikayesi bulunmaktadır.
Üçüncü bölümde İbn Haldun’un iktisadi görüşlerinden önce iktisadi hayatın insan ve toplumlar üzerindeki etkisini incelemeye çalışmakta, İbn Haldun’la ilgili temel tespitleri sunmaktayız.
Dördüncü bölüm iktisadi görüşlerine ayrılmış, üretim konusunu; insan üretimi,işbölümü ve uluslararası işbölümü çerçevesinde incelemekteyiz.Devamında değer,para ve fiyat konularıyla ilgili İbn Haldun’un ilgi uyandıracak görüşlerine yer vermekteyiz.Konunun sonunda da bölüşüm kuramı çerçevesinde ücret, kar ve vergi bahislerini ele almaktayız.
Beşinci bölümde devlet ve iktisadi hayat faslı; kamu harcamaları,devletin görevleri ve vergi konularıyla ele alınmakta bu önemli konu bizi farklı açılımlara yönlendirmektedir.
Altıncı bölümde ise günümüz ekonomisiyle yakından ilişkisi olan iktisadi kalkınmaya yer verip kalkınmanın temel dinamikleri,girişimcilik , kişisel ve psikolojik faktörlerin kalkınmaya olan etkilerine göz atmaktayız.
Son bölümde ise İbn Haldun’da metod konusu incelenmekte, yaptığı açıklamalarında izlediği yöntem sunulmaktadır.
2) İBN HALDUN’UN HAYATI
İbn Haldun 1332 yılında Tunus’ta doğdu. Bir çok devlet ve bilim adamını yetiştirmiş bir ailenin çocuğuydu.Babası o bölgenin önemli bilim adamlarındandı.Eğitimine küçük yaşlarda başlayan İbn Haldun ilk önce Kuranı ezberleyerek 17 yaşında ilk çalışmasını hukuk üzerine yaptı.Yirmi yaşına gelinceye dek bir çok alimden matematik, edebiyat, mantık, tefsir,hadis ve gramer dersleri aldı.Bu dönemden sonra ise kendisini zor günler bekleyecektir.Babasını kaybeden sonra devlet idareciliğine geçen İbn Haldun siyasi istikrarsızlıklar sonucu değişik ülkelerde ikamet etti.Fas, İspanya değişik İslam ülkelerinde farklı idarecilik görevlerinde bulundu.Bu arada kendi ailesini de kaybeden İbn Haldun bir kenara çekilerek en ünlü eserini Mukaddime’yi kaleme aldı. Diğer eserleri fazla bilinmemekle birlikte ona şöhreti kazandıran Mukaddime’si olmuştur. El-iber adlı yedi ciltlik tarih kitabının girişi ve birinci kısmı mahiyetinde olan Mukaddime’de tarihi sosyal olayları inceleyerek değişik metotlar ortaya koydu.1406 yılında da Kahire’de öldü.(Husrı 2001:72-93)
3) İKTİSADİ FAALİYETLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
3.1) İktisadi faaliyetin insan hayatındaki yeri
İbn Haldun’a göre insan, hayatını sürdürebilmesi için zorunlu olarak gıda maddelerine ve diğer temel ihtiyaç maddelerine muhtaç olduğunu ifade eder. İktisadi faaliyetlerde bulunmayı insani diğer hayvanlardan ayıran bir özellik olarak değerlendirir. Hayvanlar ihtiyaçları olan şeyleri,bir üretim faaliyetinde bulunmalarına gerek olmaksızın çevrelerinde hazır buldukları halde,insanlar için durumun farklı olduğunu ihtiyaçlarını karşıya bilmesi için bir üretim sürecinden geçirmek zorunda olduklarını (Kozak 1984:34)
ifade eder.
“İnsan kendine mahsus olan birtakım hususiyetlerle bütün hayvanlardan onunla ayrılmaktadır.Bütün hayvanlardan ayrıldığı ve bütün mahluklar arasında onunla şeref kazandığı fikir ve düşüncenin mahsülü olan ilimler ve sanayidir.”(Haldun 2004 2.C:97)
Şu halde,İbn Haldun’a göre ihtiyaçların karşılamak için birşeyler üretmek,iktisadi faaliyette bulunmak insanların vazgeçemeyeceği en temel ,zorunlu ve tabii bir faaliyettir.İnsan iktisadi faaliyetten ayrı düşünülemez.( Boulakia 1971:1106)
İktisadi faaliyetlere böyle temel bir yer vermesinin yanında,ibn haldun daha da ileri giderek,iktisadi faaliyette bulunmanın Allah’ın bir emri , dini bir görev olduğuna(Haldun 2.C:320-321) işaret etmektedir.
Bu görüşleri, kendinden önceki,çağındaki ve daha sonra kısmen Fizyokratlar ve Klasiklere kadar devam eden geleneğe uygun bir şekilde, din’le iktisat’ı iç içe aldığı görülmektedir.(Kozak 1984:35)
3.2) İktisadi faaliyetin insan ve toplumlar üzerindeki etkisi
İbn Haldun’un insanlık tarihinin gelişiminde, sosyal yapıyı oluşturmada, iktisadi strüktürü, iktisadi faliyetlere çok önemli bir yer verdiği görülmektedir. Ona göre, insanların ve toplumların içinde bulundukların hallerin farklılığı ve çeşitliği, onların geçim tarzlarının ve uğraştıkları iktisadi faliyet çeşitlerinin değişik olmasından ileri gelir. ( Haldun 1.C:302 ) yani farklı üretim tarzlarının ve ekonomik ilişkilerinin değişik sosyal yapılar oluşturduğunu ve etkileşim sonucu insan kişiliklerinin de nasibini alarak bu iktisadi faaliyetler sonucu şekillendiğini de ortaya koyar.(Kozak 1984: 209)
Kozak bu ifadeleri şöyle yorumlamakta;
“Beklide , İbn Haldun üzerinde ençok tartışma ve spekülasyon yapılan aynı zamanda en orjinal özellik taşıyan görüşleri yukarıda ki tesbitleridir. Bu fikirler bugünde sosyal bilimlerde bütün canlılığıyla gündemde bulunmakta ve tartışılmaktadır. İktisadi yapının sosyal hadiseler üzerinde ki etkilerinin bu deerece etkili önemli olduğunu, onun kadar işleyen ve açık seçik ortaya koyan, Eflatun’u istisna olarak sayarsak, bir düşünürün varlığını bilmiyoruz”. ( Kozak 1984:38 )
Bu konuda her ne kadar düşünceleri materyalist üst yapı-alt yapı ilişkisini hatırlatsa da İbn Haldun üst yapı-alt yapı ilişkilerini karşılıklı alarak her iki yapının birbirini etkilediğini ve şekillendirdiğini ifade eder ki kendisinin İslami gelenekte yer alması materyalist bir çizginin dışında olduğunu (Kozak 1984:210) bize gösterir.
4) İKTİSADİ GÖRÜŞLERİ
İktisadi görüşlerini üretim konusuyla ele almaya çalışacağız.Üretim konusunda yaptığı değerlendirmeler ve işbölümü ilkesi dikkat çekmektedir.
4.1) ÜRETİM
4.1.1) İnsan Üretimi
İbn Haldun’a göre insanın dünyada ki görevi üretim yapmaktır.
“Allah insanı yaratmış, gıdasız yaşaması ve hayatını devam ettirmesi mümkün olmayacak sürede ve biçime koymuş, fıtratı ile gıdasını aramaya ve kendisine tevdi edilen kudret ile bunu elde etmeyi ona belletmiştir.”(Haldun 2004 1.C:213)
İbn Haldun’a göre üretimin ana kaynağı insan emeğidir. Mal ve sermaye insan emeğinin değerinden başka bir şey değildir. O’na göre üretilen her değer tabiatla insan emeğinden ibarettir. Hayvancılık, tarım ve madencilik gibi iç içe bulunan dallarda da insan emeğini göz ardı etmemeliyiz.( Boulakia D.J 1971:1106,Özel 2006)
“Kazancın yegane sebebi emektir”(Haldun 2004 C.1:380)
4.1.2) Sosyal (İşbölümü) Üretim
İbn Haldun üretimde emeğe önemli bir yer vermesine rağmen, üretimin tek başına sosyal örgütlenme yada “işbölümü” çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Herhangi bir mal ve hizmetin ihtisaslaşma sonucu üretilmesi zamandan tasarruf edilmesine ve kaliteli üretim yapılmasını sağlar. Bu birleşik emek üretimi kişisel üretime nazaran artı değer, ihtiyaç fazlasının belirmesine yol açar ki bu fazla medeni hayatın kaynağını, şehirlerin gelişmesini sağlar. (Özel 2006)
“İnsanlardan bir kişinin kudreti muhtaç olduğu gıdayı tek başına elde etmeye kafi gelmez. Bu gıdanın asgari kısmını bile tam olarak temin edemez. O halde, hemcinsinden olan bir çok kişilere ait kudretler bir araya toplanmalıdır ki hem kendisinin hem de onların rızık ve maişetleri temin edilmiş olsun. Yardımlaşma suretiyle, istihsale iştirak edenlerin kat kat fazlasının ihtiyacını karşılayacak kafi miktarda mal veya rızık hasıl olur” (Haldun 1.C:213)
4.1.3) Uluslararası İşbölümü
İbn Haldun’da işbölümünün, uluslararası iş bölümünün kapısını açtığını görmekteyiz. İşbölümü sayesinde her şehir kendine has bir mal ve hizmette ihtisaslaşır ve düşük maliyetli kaliteli üretime geçer. Bunun sayesinde diğer şehirlere üstünlük sağlayanlar, taşıma giderleri ve diğer maliyetleri göz önünde bulundurarak, başka şehirlerde ticarete girişirler ki bunun sayesinde ülkenin refah ve zenginliği artar. Uluslar arası işbölümünde yurttaşların becerileri temel faktördür.(Özel 2006,Oweiss 2003)
Ekonomik gelişmenin temeli şehrin fikri ve tecrübevi altyapısıdır. Üretimin ana kaynağı üretken emektir. İnsan emeğinin etkinliği ekonomik gelişmenin sonucudur. (Özel 2006)
İnsan emeğinin etkinliği, Adam Smith tarafından da benzer şekillerde ifade edilmiştir. Daha doğrusu Adam Smith’e göre bir ülkenin zenginliği, o ülkede ki emeğin üretkenlik derecesi çarpı üretken emek miktarına eşittir.(Özel 2006) Buna benzer fikirlerin 400 yıl önce İbn Haldun tarafından da ifade edilmesi ilgi çekicidir.
4.2) DEĞER, PARA VE FİYAT
Üretim konusundan sonra İbn Haldun’da değer ,para ve fiyat kuramlarını inceleyeceğiz.
4.2.1) Değer
İbn Haldun malın değerinin emek miktarına eşit olduğunu söyler. Kazanç emeğin değerinden ibarettir. Elde edilen değerin para ve ya diğer madenlerden değil sadece emek değerinden teşkil ettiğini ifade eder.Daha doğrusu emeğin değerinin onda olan içkin emeğe bağlı olduğunu gözlemler.( Boulakia J.D.1971:1109)
4.2.2) Para
İbn Haldun’un para olarak, daha doğrusu değer ölçüsü olarak gümüş ve altını görmüştür. Herkes tarafından kabul görecek ve bu iki madenini değerlerinin sabit kalması ve onları basacak kurumun da siyasi ve ekonomik dalgalanmalardan etkilenmemesi(Özel 2006, Boulakia J.D.1971:1110-1111) fikrini savunması günümüz anlayışıyla büyük benzerlik göstermektedir.
Bununla kalmayıp tek dünya parası gibi değişik ve bugünün sorunlarını çözecek bir yaklaşımı öne sürmesi kendisine ait bir başka farklılıktır. Sermaye ve servetin ölçüsü paradır ve paranın değeri değişmemelidir.(Özel 2006)
4.2.3) Fiyat
İbn Haldun fiyat konusunu arz talep kanunu çerçevesinde açıklar. Malların fiyatları arz ve taleple belirlenir tek istisna altın ve gümüştür. Onlarda para ölçütleridir. Bütün diğer mal ve hizmetler piyasada ki fiyat dalgalanmaları sonucu belirlenir. Talebin artmasına bağlı olarak fiyatların yükseldiğini, azalması ise fiyatların düşmesine yol açar. (Özel 2006, Boulakia 1971:1111) O bununla kalmayıp arz ve talebi etkileyen sosyal unsurları da irdeleyerek konuyu dinamik bir çerçevede tartışır. Fiyatları etkileyen unsurlar arasında ülkenin zenginlik ve bölgenin refah düzeyi, nüfusu, devletin piyasada bulunup bulunmaması gibi değişik faktörleri belirtir (Oweiss 2003)
4.3)BÖLÜŞÜM
Bölüşüm kuramında ki tespitlerin modern iktisat teorisine olan yakınlığı dikkat çekmekte ve bu konuyla ilgili değişik yaklaşımlarını irdeleyeceğiz.
Malın fiyatı ücret, kâr ve vergiden oluşur. Bu unsurların fiyatı arz ve talebe göre belirlenir.(Boulakia 1971:1111)
4.3.1) ÜCRET
İbn Haldun ücretlerin arz ve talep kanununa tabii olduğunu, talepteki artışın emeğin
değerini yükselttiğini, talepteki azalışın ise ücretleri düşüreceğini belirtir.( Boulakia 1971:1111)Ücretlerin artmasındaki sebepleri şu şekilde sıralar
“Sanatlar ve hizmetler gelişmiş şehirlerde pahalı olur. Bunun üç sebebi vardır.
1.Umranın ileri bir durumda bulunması sebebiyle refah seviyesi yüksek olan şehirlerde ihtiyaçların artması
2.Şehirde,gıda maddelerin çok oluşu yüzünden geçimi sağlamak kolay olduğu için emek sahiplerinin ifa ettikleri hizmetler ve başkalarının işinde çalışma hususunda kendilerini naza çekmeleri
3.Refah içinde yaşayanların çok olması ve bunların başkalarını istihdam etmeye ve sanatkarları işlerinde çalıştırmaya ziyadesiyle ihtiyaç duymaları ve bu yüzden hizmetlerine talip oldukları kişilere,emeklerinin kıymetinden daha fazlasını ödemeleri.
Zira bu hizmetleri kendilerine tahsisi etmek için zenginler birbiriyle rekabete girer ve yarışırlar.İşte bu yüzden hizmet sahipleri,sanatkarlar ve zanaat ehli kendilerini naza çeker ve bu da emeklerinin fiyatlarını yükseltir.”(Haldun 2.C:948)
4.3.2) KAR
İbn Haldun kâr ile ilgili görüşleri ticaret konusunda yaptığı değerlendirmelerde görülür. Ticaret konusunda belli endişelere sahiptir. Tüccarların ahlaki prensiplerin dışına çıkabileceğinden korkar. Daha doğrusu tüccarın kâr elde etme gayesiyle hileye başvurabileceğini ifade eder. Fakat ahlaki değerlere uygun ticareti meşru görür. Tüccarların bir takım riskler alarak kâr elde etmelerini onaylar. Ona göre meşru görmediği ticarette malların düşük fiyatta satın alınıp stoklanmasını ve yüksek fiyatla satılması ve fiyatların yükseldiği zaman malların piyasaya sürülmesi ile sonucu kâr ortaya çıkar. Fakat bunun tasvip etmez. Ahlaki değerlerin yıpranması ve ülke refahına tehdit oluşturması bu kârı meşru görmemesine neden olur.(Özel 2006:,Oweiss 2001)
4.3.3) VERGİ
Fiyatın belirlenmesinde önemli rol oynar. Vergilerin yüksek olduğu şehirlerde malların maliyetini arttırması fiyatların yükselmesine neden olur. ( Boulakia 1971:1112)
İbn Haldun’a göre ücretler, kâr ve vergilerin dengede olması gerekir. Aksi takdirde ücretler fazla düşük olursa ekonomi depresyona girer. Talep azlığı oluşur. Fazla yüksek olursa enflasyon ortaya çıkar. Kârın çok düşük olması girişimcilerin sermayelerini yenilememe ve arttırmama gibi problemlerle karşı karşıya kalmaları, kârın yüksek olması ise enflasyonun girişimcilere zorluk oluşturmasına sebep olur. Vergilerin düşük olması ise devlet hizmetlerinin sekteye uğramasına, yüksek olursa da girişimcilerin yatırımda bulunmasını engeller.(Özel 2006)
5) DEVLET VE İKTİSADİ HAYAT
Devlet ve iktisadi hayat konuları her zaman ilgi çeken konular olmuştur.Devletin görevleri nelerdir, devlet piyasaya müdahale etmeli mi etmemeli mi gibi fikirler hep varolmuştur.Şimdide bu konuyu İbn Haldun gözlüğüyle bakmaya çalışalım.
5.1)DEVLETİN İKTİSADİ HAYATTAKİ FONKSİYONU
İbn Haldun’a göre devlet (yaptığı harcamalar asker ve diğer devlet görevlilerine dağıttı maaşlar yoluyla) toplumdaki en büyük harcama gücünü oluşturur. Bu yüzden iktisadi hayatın ve üretimin gelişmesinde devlet harcamaları teşvik edici ve yönlendirici bir unsur olarak hayati bir yer işgal eder. (Haldun 2004 C.2: 74,75)
Devlet harcamaları ekonomide bukadar önemli bir yer tuttuğundan herhangibir şekilde devletin gelirlerinde bir azalma olur ve devlet harcamaları kısılırsa; bu durum sadece devleti ve devletten maaş alanların güç durumda bırakmaz belkide devletten ve devlet memurlarından daha çok tüm ekonomi, üreticiler durumunda etkilenir. Devletin ve devletten maaş alanların harcamaları piyasadaki talebin önemli bir kısmını oluşturduğundan, onlardan gelecek olan bir daralma toplam talebi hemen etkileyecek ve piyasada durgunluk baş gösterecektir. bu durum sürerse alışveriş azalır, üretim yavaşlar ve geriler; bunların sonucu devlet gelirleri dahada düşer. ( Haldun 2004 C.2:.289,291, Boulakia, 1971:1115,1116 )
İbn Haldun devlet harcamalarının iktisadi hayatı canlandırmasını, akar suların etraflarına hayat vermelerine benzetir. Nasıl ki sudan uzaklaştıkça bitkisel hayatta sönükleşirse, devlet merkezinden uzakta bulunan ve devlet harcamalarının teşvik ve desteğinden mahrum kalan iktisadi faaliyetlerde durgunlaşmaya ve gerilemeye başlar. İbn Haldun’un görüşleri gelişmiş kapitalist ülkelerde devlet harcamalarındaki azalmalar sonucu toplam satın alma gücünde meydana gelen daralmalar sebebiyle içine düşülen ekonomik krizleri ve bu durumdan kurtulmak için alınan Keynezyen tedbirler hatırlatmaktadır.( Kozak 1984:161,162 ) Ancak son devirlerde geliştirilen bu görüşün İbn Haldun tarafından ileri sürülmesi son derece enteresanttır. ( Boulakia, 1971:1117 )
İbn Haldun paraların hazinede toplanması ve biriktirilmesine karşıdır. O bu durumun ekonomik faaliyetleri daraltacağı, üretimi azaltacağı ve sonunda tüm halkı ve devleti iktisadi bakımda zayıf düşüreceği kanaatindedir. Ona gere servet saklanarak değil harcanarak artar. Hazinedeki paraların halkın durumunu düzeltici sosyal harcamalarda kullanılması; üretim faaliyetlerini canlı tutacak ve teşvik edecek, yurdu imar edecek bir taleb ( harcama ) politikasıyla artacaktır. Bununla israfa kaçmamak kaydıyla sosyal, hayrı ve iktisadi harcamalarda cömert olmaları durumunda vergilerinde artacağı bu durumda toplam gelirin artacağını ifade etmektedir. ( Haldun C.2:126, Kozak 1984:162,163 )
5.2) DEVLETİN GÖREVLERİ
İbn Haldun’un genel İslami eğilime paralel olarak devletin görevlerini son derece geniş tuttuğu , sosyal devlet , anlayışına uygun bir şekilde her alanı devletin faaliyet gözetim ve denetim altına aldığı görünmektedir. Bu devlet tüm korunmaya muhtaç kesimlerin ,kendinin tüm halkın refah ve mutluluğunu sağlamakla görevli ve sorumlu sayan geleneksel devlettir. (Kozak 1984:166)
“Halka ihsan ve iyililerde bulunmak onları korumak hükümdarların varlık sebebidir. Onların geçim işleviyle ilgilenmek iktisadi durumlarını gözetmek ; devlet ve hükümdarlarını halkın kaynaşmasının temelini oluşturur.” (Mukaddime C.1:476)
İbn Haldun devleti görevleri arasında; miskinlerin iktisadi durumlarını düzeltmek hastaneler kurup oralara doktor , hasta bakıcı vs tayin etme yurdu imar etmek, halkı kötülükten alı koyup iyiliği emretmeye ve onların toplumun genel hedeflerine uygun hareket etmelerini sağlamak , yıkılma tehlikesi gösteren yapıların yıkılmasını önlemek , yiyecek ve içecek maddelerinin temiz ve sağlığa olup olmadıklarını denetlemek , ölçü ve tartıları denetlemek ve fahiş fiyat uygulamalarını önlemek gibi değişik görevleri devlete yüklemektedir. (Haldun 2004 C.1:.556-557,559-560,564,572-573-574-576).
5.3) DEVLET MÜDAHALESİ
İbn Haldun, devlete sosyal ve iktisadi anlamda geniş görev ve sorumluluklar yüklemesine rağmen , devletin bizzat iktisadi faaliyette bulunarak ticaret ve tarımla meşgul olmasına karşı çıkmaktadır. Ona göre devlet elindeki büyük maddi imkanları ve siyasal gücü kullanarak diğer tüccar ve çiftçilere karşı haksız rekabette bulunmuş olurlar. Bu rekabete dayanamayan tüccar ve çiftçiler iktisadi faaliyetten çekilmek zorunda kalabilirler. Bu haksız rekabet ; güç dengesizliği , ticaret ve çiftçilikle uğraşarak yurdu imar edenlerin haklarına bir tecavüz teşkil eder , halktaki çalışma , üretme şevkini kırar sonunda iktisadi hayat çıkmaza girer ve yıkıma doğru gider. (Toku 2002:119-120)
Devletin ticaretle uğraşması eşya fiyatlarının yükselmesine yol açar. Sonunda bu işten devlette zararlı çıkar. Çünkü halkın iktisadi faaliyetlerinin gerilemesi sebebiyle devletin uğradığı vergi kaybı , bizzat iktisadi faaliyetlerden bulunarak kazanacağı paradan daha fazla olacaktır. Diğer yandan iktisadi hayatın devlet tarafından yürütülmesi otoriter uygulamalara ferdi halk ve hürriyetler için bir tehlike oluşturur. Devlet ve idareciler çiftçilik yapmaya başlarlarsa siyasi güç kullanarak fiyatların serbestçe oluşmasını engelleyerek tespit ettikleri fiyatlardan mal almaya ve istedikleri fiyattan mal satmaya zorlarlar. Bunun sonucunda da iktisadi hayat altüst olur zulüm ve haksızlığa yol açar ve vergi gelirleri azalır. (Haldun 2004 C.1:63,67).
Kısaca İbn Haldun özel teşebbüssü esas almakta devletin ve devlet ileri gelenlerinin bizzat iktisadi faaliyet yapmalarına karşı çıkmaktadır. (Kozak 1984:68).
Ona göre devlet denetim ve düzenleme görevlerini yürütmekle yetinirse , bu durum hem halkın refahı hem de devlet gelirleri içi en uygun sonucu veriri. (Kozak 1984:168)
5.4) VERGİLER
Önemle belirtmek gerekir ki, A. Laffer tarafından açıklanan ve "Laffer Etkisi" olarak popülarite kazanan hipotez, ilk olarak 14. yüzyılda İbn Haldun tarafından açıklanmıştır.( Khan 2001)
Eserinde ki ifadeleri şu şekildedir.
"Toplumun (hanedanın) oluşumunun başlangıcında vergiler, küçük matrahlar karşılığında yüksek vergi hasılatı sağlar. Toplumun (hanedanın) genişlemesi ile birlikte, vergiler büyük matrahlara karşılık düşük vergi hasılatı sağlar." (Haldun 2004 C.1:230).
İbn Haldun, aynı eserin devamında şunları yazmaktadır:
"Vergi konuları üzerine düşük vergiler yüklendiğinde bu, yükümlülerin çalışma ve birşeyler yapma arzularını geliştirir. Düşük vergiler vergi yükümlülerini tatmin edeceği için, kültürel teşebbüs büyür ve artar. Öte yandan, kültürel teşebbüsün büyümesi ile birlikte, yükümlülere tarh edilen vergi matrahı genişler. Netice olarak, kişisel matrahların toplamı ile vergi geliri artmış olur." (Haldun 2004 C.1:231).
6) İKTİSADİ KALKINMA
Günümüz dünyasında çok tartışılan bir konu olması hasebiyle İbn Haldun’un 7 asır önce yaptığı değerlendirmeler hem bizim konumuz açısından önemli hem de bu konunun farklı açılımlara yol açacağı gerçeğini yansıtması da farklı bir önem içermektedir.
İbn Haldun iktisadi kalkınma konusunu değişik faktörler etrafında inceler. Ona göre iktisadi kalkınmayı etkileyebilecek faktörler:
Siyasi istikrar
Güven ortamı
İhtisaslaşma
Emeğe dayalı üretim
Ahlaki değerler
İktisadi kalkınma yukarıda ifade ettiğimiz temel dinamikleri içerir. Fakat bunlardan daha önemlisi söz konusu dinamikleri bilgi ve tecrübe ile aktif hale getirip girişimci anlayışın ortaya çıkmasıdır. Daha doğrusu müteşebbisin girişimde bulunması için her ne kadar siyasi istikrar ve güven ortamı gerekse de bu ortamı değerlendirecek müteşebbisinde gerekliliğidir. (Özkılıç 2006:04-05-06-07)
İbn Haldun bununla kalmayıp girişimciliği etkileyen eğitim, kişisel ve psikolojik faktörleri incelemiştir. Kişisel ve psikolojik unsuru kendine has terminolojisinde kullandığı “asabiyet” kavramıyla açıklar. Ona göre asabiyet duygusunu Allah’ın yeryüzünde halifesi olmanın kendisine güven duyma, başarma azmi hür insan tipini simgeleyecektir ve bu özellikteki insanların iktisadi faaliyette bulunma istekleri artacaktır. Kişisel ve psikolojik faktörleri etkileyen unsurlar olarak da aile içindeki terbiye ve yetiştirme şartları ile eğitim-öğretim tarzını görür. Baskıcı otoriter aile eğitimi yada baskı altında alınan eğitimin girişimcilik kabiliyetini etkilediğini kendine güvenmeye zayıf kişilikte çocukların yetiştirilmesine neden olduğu belirtir. Bunun da ülkenin kalkınmasında önemli engellerden biri olarak belirtir.(Kozak 2001:212, Özkılıç 2006:08-09)
7) İBN HALDUN’DA METOD
İbn Haldun iktisadi ve sosyal konuları takip ettiği yöntem- metod hakkında tespitleri şu şekilde açıklayabiliriz.
İbn Haldun bütünsel bir bakış izlemekte dini ve ahlaki değerleri merkeze almakta aynı şekilde aklın ve bilimin tüm imkanlarını kullanarak dengeli bir yaklaşım tarzı izlemekte.(Kozak 1984:220)
İbn Haldun metodunun en orijinal yönlerinden biride konuları tekçi bir sebep sonuç ilişkisinde değil de karşılıklı bir ilişki ve etkileşim içinde diyalektik bir açıdan alma ve bu yolla açıklama getirmesidir.(Kozak 2001:219-220) Mukaddime’den bazı örneklerle konuyu açıklamak gerekirse
“İnsanların içinde yaşadıkları fizik ve sosyal çevre, iktisadi faaliyetleri onların karakter ve mizaçlarını etkiler. Diğer yandan kişilerin psikolojik özellikleri sosyal ve iktisadi yapıya etki eder.”(Haldun 2004,C.1:?)
“İktisadi faaliyetlerin gelişip, zenginliğin artması toplumda adalet ve güvenliği sağlayacak güçlü bir devletle mümkün olabilir. Diğer yandan devletin güçlü olması da vergi gelirlerinin fazla olmasına buda iktisadi faaliyetlerin gelişmesine bağlıdır.”( Haldun 2004 C.1:?)
İbn Haldun’un metoduyla ilgili başka bir tespit de İslami görüşlerle olan uygunluğu ve paralelliğidir. O iktisadi ve sosyal olaylara dini temel olarak almakta ve açıklamaktadır. Bunu mükemmel bir uyum içinde yapması pozitivist düşünce yapısından uzaklaştırır. O pozitivist düşüncenin aksine sadece olayların sebeplerinde kalmaz, sebepleri sebeplerin sebebine bağlar.(Kozak 1984:221)
8)Sonuç
Sonuç olarak İbn Haldun iktisadi hayat ve iktisatla ilgili bir çok tespitte bulunmuştur.Kısaca özetlemek gerekirse insanların iktisadi faaliyetten ayrı olarak düşünülmesinin imkansız olduğunu diğer canlılardan üretimle farklılaştığını belirtir.İnsan ve toplumlar iktisadi hayattan etkilenir.O toplumun farklılığı iktisadi strüktüre bağlamaktadır.
Üretimde yaptığı değerlendirmelerde kilit nokta işbölümü olarak görülmektedir.İşbölümü sayesinde hem uluslararası işbölümüne hem de refah için gerekli olan artı değer ulaşılmaktadır.Değerin, emek miktarına eşit olduğunu,paranın; altın ve gümüş olan iki madenden ibaret olduğunu,.değerlerinin sabit kalması gerektiğini,ülkenin refahının parayla ölçülemeyeceğini ifade eder.Fiyatla ilgili yaptığı tespitlere gelince; fiyatların arz-talep kanununa tabi olduğunu ve de bu kanunu etkileyen unsurlar olarak da refah düzeyi nüfusu vs. saymaktadır.Bölüşüm konusunda ücret kar ve vergiyi ele almakta üç unsurun da arz-talep kanuna göre belirlendiğini bunlarda görülecek her hangi bir dengesizliğin iktisadi hayattı sekteye uğratacağına işaret eder.Devlet ve iktisadi hayatla ilgili ise devletin toplam talebin en önemli kısmını temsil ettiğini bundan dolayı yapacağı harcamaların önemine vurgu yapmıştır,devleti sosyal devlet olarak tanımlayarak bir çok görev yüklemiştir.Bunun dışında devletin ekonomik hayata müdahalesinin söz konusu olmayacağını eğer bu gerçekleşirse haksız rekabete yol açacağını işaret eder.vergiler konusunda devletin düşük vergilerle daha çok gelire ulaşabileceğini söylemektedir.İktisadi kalkınma bahsinde siyasi istikrar,güven ortamı,ihtisaslaşma,emeğe dayalı üretim ve ahlaki değerleri temel olarak almıştır.Bu temel varsayımların girişimcilikle ona göre önem kazanmaktadır.girişimciliği de kalkınmanın en temel dinamiği olarak gördüğü için psikolojik ve kişisel unsuru bu konunun içine katmaktadır.Son olarak incelediğimiz konu olan metodu,bütünsel,İslami geleneğe uygun,karşılıklı sebep sonuç ilişkisi çerçevesinde özetlemek mümkün.
İbn Haldun’un görüşlerinin 14 yüzyıla ait olması ve ifade ettiği görüşlerin iktisadi tarih ve düşünce açısından büyük önem taşımasına kanımızca neden olmaktadır.Adam Smith’ten önce işbölümüne,uluslar arası ticarete,emeğin etkinliğine,Karl Marx tan önce emek değer teorisine.Keynez’den önce devlet harcamalarına,Laffer’den önce vergi konusuna,parayla ilgili öne sürdüğü fikirlerin hala belki de günümüzün geçerli olacak önemli tespitlerine,arz ve talep kanununa,kar,ücret,fiyat konusunda yaptığı açıklamalara,iktisadi kalkınmayla ilgili tespitleri onun ilk iktisatçı olarak değerlendirilmesine yetecektir. İbn Haldun, bir çok bilim dalının kurucusu olmakla beraber iktisadi görüşlerinde ki orijinallik ve bir çok teorinin temelini atmış bir dehanın iktisadi düşünce tarihinde sahip olması gerektiği yer; bu bilim dalının kurucularından olarak sayılmasıdır.
Çalışmamız literatür değerlendirmesi olduğundan kanımızca belli başlı eksiklikleri içermektedir.Çalışma boyunca incelediğimiz İbn Haldun’un iktisadi görüşlerinin bazılarını konunun dışında bırakmış olabiliriz .Konuyu genişletip daha teferruatlı bir çalışma gerçekleşebilir.Literatür araştırması boyunca karşılaştığımız sorun İbn Haldun’la ilgili çalışmalarda objektiflik konusunun pek görülmediği konusudur.Bu dehayı kendi dogmaları çerçevesinde değerlendiren bir çok yazarla karşılaştık, belki de çalışmamızda bunun gölgesinde kalmış olabilir.İbn Haldun’u değerlendirirken kanımızca farklı ekoller birbirine karışmamalıdır.Farklı görüşlerin git gide büyük yara aldığı tek tip fikir,oluşum, değerlendirmelerin boy gösterdiği günümüz dünyasında, farklılıklarla yüzleşmenin dünyanın bulunduğu patikalarla ilgili önemli tespitlerde bulunulmasına yol açacaktır.İbn Haldun’un bugüne kadar bilinmemesinin ve dikkat çekmemesinin en önemli gerekçelerinden biri de onunla ilgili yapılan çalışmaların bu gibi sorunlar içermesidir.
Kısacası İbn Haldun’un yaptığı değerlendirmelerin düşünce tarihine ve iktisadın gelişme aşamalarına farklı bir perspektif verdiği belirgindir.Tarih her ne kadar bu gerçeği gizlese de o iktisadın kurucusu yada kurucularından biri olarak değerlendirilecektir.
KAYNAKÇA
Boulakia, Jaen David C. (1971) “İbn Khaldun: A Fourteenth-Century Economist”
Vol. 79, No.5, pp.1105-1118.
Haldun, İbn (2004), “Mukaddime 1-2.cilt” (İstanbul:Dergah Yayınları)
Kozak,İ.Erol (1984), “İbn Haldun’a Göre İnsan-Toplum-İktisat” (İstanbul:Pınar Yayınları)
Khan, Laeeq-ur-Rehman(2001) ,İbn Khaldun-Father Of Economics,
Online:http://www.geocities.com/ecovistainternational/articles2001/ibn_khaldun.htm,[Erişim: 18.05.2006]
Oweiss,İbrahim.M (2003)-“İbn Khaldun-Father Of Economics” Online: http://islamic-world.net/economics/father_of_economics.htm, [Erişim 25.05.2206]
Özel, Mustafa (2006), “İbn Haldun’un İktisadi Fikirlerinin Modern Ulusal/Küresel Ekonomi İçin Değer ve Uygunluğu” İSAM-İbn Haldun Uluslararası Sempozyumu Notları-Yayınlanmamış
Özkılıç,İbrahim (2006), “ İbn Haldun’da İktisadi Kalkınma Dinamikleri ve Girişimcilik”,Türk Dünyası Celalabad İşletme Fakültesi Sosyal Bilimler e-dergisi,Sayı:10, 01-14
Satı el-Husrı (2001) “İbn Haldun Üzerine Araştırmalar” (İstanbul:Dergah Yayınları)
Toku,Neşet (2002), “İlm-i Umran-İbn Haldun’da Toplum Bilimsel Düşünce”
(Ankara: Akçağ Yayınları )

0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa